ilahi sözünü paylaş

Arkadaşların arasında bunu ilk beğenen sen ol!

Seyfullah Kartal – Yağmur

Seyfullah Kartal Yağmur İlahi Sözü

Var edenin adıyla insanlığa inen nur,
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından,
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur,
Kutlu bir zaferdir bu, ebabil dudağından,
Rahmet vadilerinden boşanır ab-î hayat.

En müstesna doğuşa hamiledir kâinat,
Yıllardır boz bulanık suları yudumladım,
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
Hasretin alev alev içime bir an düştü.

Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü,
İhtiyar cübbesinden kan süzülür nebinin,
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla.

Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak,
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak,
Zaman ayaklarımda tükendi adım adım.

Heyûla bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
Yağmur, gülşenimize sensiz baldıran düştü,
Düşmanlık içimizde, dostluklar yaban düştü,
Yenilgi ilmek ilmek düğümlendi tarihe.

Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü,
Bir güzide mektuptur çağların ötesinden,
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
Yayılır o en büyük muştu pazartesinden,
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına.

Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
Sükutu yâr, sevinci dualar kadar derin,
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.

Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü,
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü,
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
En son avucumuzdan inci ve mercan düştü,
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan.

Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
Mutluluk nağmeleri işitirler Hira’dan,
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
Paramparça ateşler şahının hayalleri.

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
O mücella çehreni izleseydim ebedi,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
Sarardı yeşil yaprak, dal koptu, fidan düştü,
Baykuşa çifte yalı, bülbüle zindan düştü,
Katil sinekler deldi hicabın perdesini.

İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü,
Dolaşan ben olsaydım Save’nin damarında,
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin.

Tarasaydım bengisu fışkıran kâhkülünü,
On asırlık ocağın savururdum külünü,
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.

Sensizlik depremiyle hancı düştü, han düştü,
Mazluma sürgün evi, zalime cihan düştü,
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü,
Badiye yaylasında koklasaydım izini.

Kefenimi biçseydi Ebva’da esen rüzgar,
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar,
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
Kırıldı adaletin kılıcı, kalkan düştü.

Mahkumlar yargılıyor, hakimler mahkum şimdi,
Hakların temeline sanki bir volkan düştü,
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
Ahuların içinde sevdan ak kor gibidir,
Erdemin, bereketin doldurur haneleri.

Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
Sensiz yükü zehirdir en güzel imbatların,
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler.

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
Sensiz tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
Yağarsın, taşlar bile yemyeşil filizlenir,
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından.

Alsam ölümsüzlüğü, billur dudaklarından,
Madeni arzuların ardında seyre daldım,
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
Şehirler kabus dolu, köylere duman düştü.

Tersine döndü her şey sanki, asuman düştü,
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
Hazindir ki dertleri aşmaya umman düştü,
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır,
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur.

Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır,
Sesini duymayanlar girdabında boğulur,
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin,
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin,
Saatlerin ardında hep kendimi aradım.

Bir melal zincirine takıldı parmaklarım,
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
Sensiz ufuklarıma yalancı bir tan düştü,
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü,
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül.

Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü,
Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde,
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay,
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde,
Sümeyrayı arıyor her damlada bir saray.

Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin,
Mekanın fırçasında solmayan resim senin,
Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım,
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme,
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım.

Tavanı çöktü aşkın, duvarlar üryan düştü,
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü,
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın.

İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
Sendendir eskimeyen cevheri efkârımın,
Nazarın ok misali karanlıkları deler.

Bu değirmen seninle dönüyor, ahenk senin,
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin,
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü,
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştüi
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü,
Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek.

Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
Anneler çocuklara hep seni içirecek,
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
Sana mümindir sema, sana muhtaçtır zemin,
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın kabzasında.

Bir dirhem gümüş de ben olsaydım.
Kardeşler arasında heyhat, sû-i zan düştü,
Zedelendi sağduyu, körleşen izan düştü,
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın kabzasında,
Bir dirhem gümüş de ben olsaydım.